Now Playing Tracks

masumcetin:

Dişlerinin arasından aşk tıslıyordu" onun ve en çok o istiyordu yollarına / yollarıma / yollarınıza kuş konmasına. Yıllar sonra, yine bir çocuk “ben” diyorum ki "öyle güzelsin ki aşk koysunlar yoluna", Nilgün abla.

Nilgün Marmara’yı saygıyla, yâd ediyorum. Nilgün’ün “Kırmızı Kahverengi Defteri”ni karıştırdım bugün. Birkaç pasaj okudum, Nilgün anısına buraya birkaç hatıra’t bırakmak geldi içimden.. Gül kurusu zamanlardan..

***

Azımsanmayacak kadar ölmüşüm!
Azımsanamayacak denli ölüyüm!

Geliyorlar, bu evde doğan yeni bir ölümü görmeye; koşarak düşe kalka yuvarlanarak, sürünerek. Nasıl olursa olsun; görmek için bu eski dostlarının yeni cesetlerini ve göstermek için kendi dirimlerinin kıvılcımlarınıgeliyorlar! Uyuyan arzunun, düşün, imgelemenin, belleğin leş kokularını duymaya geliyorlar. Ölüm sessizliği, toz ve küf kokan evden ayrıldıktan sonra seviniyorlar canlıyız diye. s.43

Biz neden kendi zamanlarımızı yaşayamıyoruz, niye hep başka zamanlar ve hep başka kendimiz? Ne bu ertelenen, bir tansık olma dileğiyle -tansığın olmasını beklemek değil, özün tansığa dönüşmesini ummak- ben’i ve biz’i tansık yapmak arzusu? ‘Şimdi’nin karanlığı daha ne kadar üretilecek? Bu karanlıktan beslenen ruh kurtçukları daha ne kadar maledecek bizleri kendilerine? Bu kurtlar içten içe daha ne kadar uluyacaklar? Bu görünmez salıncakta daha ne kadar sallanacağız? “Aya dokunmak istiyorum” tümcesini sessiz bir çığlık olarak yineleyerek. Bu huzur için çığlıklar ne köpekler toplumunda, kim duyar? Çığlıklar neden bu den sessiz? Bu balıkhaneler bu kancalar niye varlar, yüzlerimiz neden yüz, bedenlerimiz niçin balık öyle asılı dururken ve dönerken ağır aksak? s.85 


Ah! yüzüne düşkün bazı kimseler vardır ve durumun böyle olması hiç de tuhaf değildir. Düşkündürler yüzlerine ve hayat kendi gözlerine bakar, yüzlerinden fışkıran kalemlerle! Ve yine de düşkündürler ölüme, yüz görümüyle, ölüme! Acı mı? Değil! Bir tapınma biçimi yalnızca kürke! s.87

Küçücük bir dileğim var: seninle evde de olsa karşılaşıp yakın iki insan gibi birlikte durup konuşmak… böyle bir dileğin nesnesi olmak çok aşağılatıcı ve alçaltıcı bir şey midir ? Geri kalan zamanların ağırlığı ve şiddetini üstlenir, ben tek başıma yaşarım. Her insan bir odalık ve bir, yalnızca bir aynalıktır. Ancak bu odanın ve aynanın dehlizlerini bilmek önemli. s.95

Nilgün Marmara, Kırmızı Kahverengi Defter

  • "Anıların müthiş bir dirençliliği var; kişi anmak istediğinde her şeyin içinden geçip An’ı şimdiyi aşıp ancak istediği anıya dönebiliyor, çıplak ve savunusuz çocuklar gibi. " Anılarımızdasın, hep. Anılarımızda da olsa, yollarına hep kuşlar bırakıyoruz.. Özlemle, Nilgün Marmara.  13 Ekim 1987
We make Tumblr themes