Now Playing Tracks

KUMRULAR SOKAĞI ŞİİRLERİ

Yağmur dalgın bir efkâr giyinir Ekim’de. Kumrular sokağı‘*nda çekilmiş bir diş gibi kalırım; çekilmiş bir diş gibi Diyarbakır’dan…

Ağrırım, bağırırım aldırmaz! İlle de gökkuşağı giyinir gökyüzü her Ekim’de…

Kumrular sokağı bir kente uzayıp gider. Gökkuşağım, ayrılığım, ömür ki eskir ve aşka uzayıp gider…

Tırmalarken göğsümü sabrın sancısı, yalnızlığın kül tadıyım; bakarım, yağmur utanmaz bulutundan, hasretin üvey adıyım…

Kumrular sokağında efkârın adıyla bir akşamüstü; gövdesine tutunmuş dal, dala tutunmuş serçe, telaşlı, o da kendince… Sonra aşklarda kül, camlarda perde; usulca harlanır sevişmeler de…

Kumrular sokağında andlara hep bol geldim, küfürlere dar. Dönüp baktım, ne göreyim, yağmalamış gençliğimi yargıçlar!

Desene Sivas’ın kırık sazıyım, kendimin ayazıyım, kalbimde ölü çocuklar… Tufanlar ardımda ve buruşuk anılar. Nedense hiç uslanmamış bozgunlar…

Oysa haklı ve haksız bütün kitaplar yazılmıştır. Susuşlar eskimiş, küfürler edilmiştir. Biliyorum, yalnızlıktan öte dostun yok insan; insan ki bozuk paralarda bozgundur, yenilmiştir.

/Şimdi bilekleri kesik bir intihardır yaşam…/

Düştüğü yerde tanımazken kendi suyunu yağmur; biliyorum, aynı dalda gül bile anlamaz dikenini. Anlasana, anlatamaz kimse yıkımını başka yıkıma. Cudi’de Napalm Datça’da ıssız koylara, New York Şırnak’a anlatılmaz. Her gün yanar söner yanar söner kasvetimle bin ateş; ölüm, dirilere anlatılamaz…

Bilirsiniz her sokağın bozuk bir sicili vardır ve utancı sokakların, günleri şehvete fedâ eden şizofren babalardır. Gözlerinde yalnızlığı bir hançer gibi saklayan kadınlardır.

               Sonrası sokakların, bozkırlardır,

hani bir ak tay düşüyle uzayıp gider ve rüzgârların ıslığıyla göklere teğet geçer.

Oysa kumrular sokağı bir kente uzayıp gider; gökkuşağım, ayrılığım, ömür ki eskir ve aşka uzayıp gider…

Daha sevginin herkesten şikayeti var. Daha herkes kendi sanıklığıyla kör, tanıklığıyla yargıç. Bu yüzden söz, bitmiştir…

Gökyüzü mü? O, kırgındır, kirletilmiştir…

Yılmaz Odabaşı/1994, Ankara

şimdi ilk izledim dejavu etkisi sandım sonra dedim hep o anda yaşamak o anda sonsuz olmak olgusunu işliyor sonrada dedim ki yok ya ucuza kaçmış vinela çekmiş asgssksjsnsbnsjsks geyikolojiyi ihtisasımızı durdurup lana sen bizim her şeyimizsin sen bakma bu densizlere diyoruz;)

Bir Selcan TAŞÇI yazısıdır…

Son dakikalar, “Öcalan’ın Barış Ödülü adaylığı yalanlandı” şeklinde geçiyor ama Nobel Enstitüsü’nün açıkladığı tek şey “bu konuda açıklama yapamayacağı”! Metodolojik bir yanlışa dikkat çekiyorlar o kadar; “Herhangi birinin bu konuda herhangi bir yerden bilgi alması mümkün olmadığından yapılan haberler uydurmadır…”


Bizde de “ateş olmayan yerden duman tütmez” diye bir söz vardır. Bir de adettendir, böyle durumlarda huylanılır; - Bu işin atından bir Çapanoğlu çıkacak amaaaaa…. - Du bakali!


Bir; -Bugün atasözleri ve deyimlerden gidiyoruz ama- “Bir şeyi kırk kere söylersen olur” der büyükler; iktidar Öcalan’ı pamuklara sarıp sarmalama girişimlerinin suyunu çıkarmaya başladığından, hatta dön geriye idam cezasının infazının engellendiğinden bugüne kırk değil en az kırk bin kere “Nobel de verin bari” demedik mi! Çağırdık, geldi; bugün değilse yarın o ödül, o caniye takdim edilmeyecek mi! Nedendi sanıyorsunuz “Mandelalaştırma” projesi! Kızgınlık, öfke, hepsini anlarım da bu neyin “şaşkınlığı”, “hayreti” şimdi!


İki; Her Nobel mevsimi bu plak geri sarıldığından pek klişe olacak da, mevzu bahis ödüle adını veren Alfred Nobel kim? Adam papatya tohumunun değil dinamitin mucidi! Öcalan da Nobel’in icadından en çok faydalanan katillerden biri! Balıkları kıskandıran hafızanıza zahmet olmayacaksa hatırlatsın size hani o evlatlarınızın tabutlarına tek parça konamadığı, pelte pelte yerlerden kazınarak ceset torbalarına toplandığı alçak pusulardaki “Nobel izi”ni! 1888’de kaza yapan kardeşiyle karıştırıldığında, “ölüm tüccarı öldü” diye duyurmuş Fransız gazeteleri haberi. “İnsanları hiç olmadığı kadar hızlıca öldürmenin yollarını bularak zengin olan kişi…” diye yapılmış tarifi! Ve “barış” denmesi adına verilen “ödül”e; Nobel’in “katil diye hatırlanmamak” üzere oluşturduğu “maske” sadece! Yani, tam da PKK’yı silahlandırdığı, terörist sayısını artırdığı, katliam eğitimlerini çoğalttığı, “özerklik” için düğmeye bastığı süreçte “silahları susturan, kendini barışa feda eden adam” diye algıda “şirin baba”laştırılmaya çalışılan Öcalan’a göre!


Üç: Nobel Vakfı’nı kuran kim? İsveç! Ödülü veren? Norveç! 2012 rakamlarına göre, ülke nüfusuna oranla en büyük silah satıcısı ülkeler sıralamasında İsveç liste başı, Norveç 5’incilik kürsüsünde! Pakistan, Bahreyn, Umman, Tunus, Birleşik Arap Emirlikleri, Güney Afrika; ABD’nin karıştırmaya yeltendiği yahut “karıştırıcı” olarak kullandığı neresi varsa bu iki ülkenin “gizli” sattığı silahlar orada. Tahmin edin en çok nerede can aldılar? Bingo! Irak’ta! Ha, MİT yetkilileri ile Başbakan’ın özel temsilcisinin PKK’yla ön pazarlığını yaptığı “müzakere masası”nın kurulduğu Oslo da tesadüf işte, ödülün verileceği Norveç’in başkenti bu arada!


Dört: “Barış” ödülünün geçmişte de mesela Türkiye’nin üretimini sıfırlayan ve ABD’nin ekonomik boyunduruğuna sokan, dünyada da IMF gibi, NATO gibi, SEATO ve CENTO gibi “işgal araçları”nın kurumsallaşmasının miladı olan Marshall Fonu’nun banisi(!) George Marshall (ki bu fonu yıllar sonra yönetecek olan Ronald Asmus “Türkiye’nin Irak’a girmesini önlemek için NATO Kürdistan’a askeri güç yerleştirsin” raporunu hazırlayanlardan biriydi), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Rauf Denktaş’ın tasfiyesi için Kandil ulakları Hasan Cemal ve Cengiz Çandar’la omuz omuza savaşan(!) Kofi Annan’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda “manidar” kişiye verilmiş olması bir yana; 1919’da Mustafa Kemal “İstiklal” mücadelesini başlatırken, Nobel’i kucaklayan isim, “İstiklal davamızı bir gün muhakkak kazanacağız. Kürdistan haritasını dünya milletlerine kabul ettireceğiz” diyen Molla Mustafa Barzani’nin “güvendiği” paçavrayı hazırlayan Woodrow Wilson’dan başkası değildi.


Adamlar “Kürdistan” haritasını çizen, Osmanlı’nın sonunu getiren, Türkiye Cumhuriyeti’nin sonunu getirsin diye silaha dönüştürülen “özerklik” ve “kendi kaderini tayin” kavramlarının teorisyeni olan Wilson’a vermişler, Türkiye’de bir “iç savaş” varmış havası yaratan ve PKK ile Öcalan’ı “muhatap” olarak adres gösteren, “akiller”in “kurucu baba”sı Martti Ahtisaari’ye vermişler, Kalkınma Ajansları, İstinaf Mahkemeleri, Yerel Yönetim Özerklik Şartı, “İkiz Yasalar” gibi ne kadar “bölünme” adımı varsa hepsinin “dayatıcısı” Avrupa Birliği’ne vermişler, “Ankara”ya, TBMM kürsüsünden “Kürt sorununun çözülmesi” talimatı veren ABD Başkanı Barack Obama’ya vermişler, Şimdi eğer bu “100 yıllık bir proje”yse gerçekten bu “nam”ı, “öldürücü darbe”yi indiren Abdullah Öcalan’dan mı esirgeyecekler!


Ne diyor Alfred Nobel; “Dinamit dünya sözleşmeleri için daha erken barış yolu açacaktır…” Yaşasaydı, ABD’nin Wilson’dan bu yana türlü katakulliyle “çözmeye” çalıştığı “Türk sorunu”nu, “dinamit” sayesinde kazandığı “tavizler”le “çözme” aşamasına getiren, teşkilatlanması binlerce yıl evveline dayanan bir devlet sistemini terörle “sözleşme”ye ikna eden Öcalan’a ödülünü kendi elleriyle vermek isterdi herhalde!


Öcalan aday değil mi bilmem, bildiğim şu ki; Bu vesileyle “aday olursa, ödül alırsa ne olur” meselesine dair “zemin yoklaması” başarıyla gerçekleştirildi. “Kıyamet kopmadığı” bir kenara not edildi; toplumsal uyuşma kıvamımız tam da istedikleri gibi!

dostum konu sen olunca @tcdanishazir hep eksik hep az kalacak cümlelerim zira
hayatıma kattığın anlam tarifsiz😘 nice senelere seni seviyorum mutlu bi yaş ve yaşam seninle olsun ❤️😘

“ Ne tuhaf çocukken görünmez olmak isterdim, meğer zaten görünmezmişim, dahası meğer herkes görünmezmiş. Bu çirkin gizlilik, bu kapalılık, ömür boyu süren bir aldanış, bu zilletli sonu gelmez aldanış bizi zaten görünmez yapmamış mı? Keşke başka bir şey dileseymişim. Görünür olmayı, göründüğümden olmayı, görebilir olmayı dileseymişim, acaba kabul olur muydu? Zaten mevcudu istedim diye mi kabul oldu? ”
👤✒️Şule Gürbüz

tavukcularx sordu:

Benim demedim ki, alıntı olarak paylaştım.

son derece hassas bir şekilde yazarı tavsiye ettim size iletimde … sizi kıracak bir üslup kati şekilde kullanmadım.. oysa ki ben tamamen iyi niyet ile hareket ettim ve yazarın kime ait olduğunu bilirseniz onun diğer şiirlerine de ulaşabilirsiniz diye düşündüm..

To Tumblr, Love Pixel Union